Süre: 00:23:53 | Tür : Diğer Konular
Bu program, Hannah Arendt ve Immanuel Kant’ın felsefi perspektiflerinden yola çıkarak kötülüğün doğasını ve modern dünyadaki izlerini incelemektedir. Metinler, Arendt’in Nazi subayı Adolf Eichmann’ın yargılanmasıyla geliştirdiği kötülüğün sıradanlığı tezini, faillerin derin bir nefret yerine fikirsizlik ve sığlık nedeniyle dehşet verici suçlar işleyebileceği üzerinden açıklar. Nilüfer Urlu Ünaldı’nın makalesi, Arendt’in bu kuramının güncel Gazze Soykırımı’nı açıklamakta yetersiz kaldığını savunarak, kötülüğün artık gizlenme ihtiyacı duymayan bir arsızlık ve saldırganlık boyutuna evrildiğini ileri sürer. Richard J. Bernstein ise Kant’ın radikal kötülük kavramını ele alarak, kötülüğün insanın özgür iradesiyle ahlak yasasını kendi çıkarlarına feda etmesinden kaynaklandığını vurgular. Özetle bu eserler, bireysel sorumluluğu, düşünme yetisinin ahlakla ilişkisini ve kurumsallaşmış şiddetin insan onurunu nasıl hiçe saydığını felsefi bir derinlikle sorgular.